20 Haziran 2016

Mim: Benim Hikayem

Sevgili Nabrut bu yazısında etkilendiğimiz hikayeyi yazmamızı istemişti bir mim olarak. Ama gelin görün ki benim elim gitmedi yazmaya. İşler yoğunlaşmaya başladı hiç keyfim yok aman neyse..
Gelelim hikayeme..
Beni etkileyen söz Tebrizli Şems'e ait..

"Hakkın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatının altının üstünden daha iyi olmayacağını?"

Sağlık sorunlarımla uğraşırken isyan etmemi engelleyen bir sözdür yukarıdaki söz.. Sabır, şükür ve dua'ya sığınmamı sağlayan da.

İkinci bir söz ise; Duha süresinden..

"Ve zamanı geldiğinde Rabb'in sana gönlündekini verecek ve seni hoşnut kılacak"

Hayattan ders almak, etkilenmek için birşeyler yaşamak gerekiyor zannımca. Yoksa hiçbiy şey etkilemez, ders vermez insana. Benim dersim ise "akışına bırak, dua et ve bekle" oldu.

İşte böyle. Biliyorum güzel yazamadım ama idare edin. Beynim durmuş durumda. İşler aşırı yoğun 3 kişi kaldık yetiştiremiyoruz. Tarayıcı arıza vermişken geldim yazmaya.
Sevgiler..

27 Mayıs 2016

Son Zamanlardaki Gündemim: 2nci Bebek

Yok yok hamile falan değilim.
Karnıma yastık koyacağım o derece bezdim.
Ne kadar akrabam, gereksiz arkadaşım varsa '' İkinci ne zaman? ya da var mı başka bir bebek?'' diye mesaj atıyorlar.
Yılda 1 kere gördüğüm akrabalarım '' Hadi artık bir bebek yap ta sevelim'' diyor. Dur orda! Yılda 1 kez ya görüyorsun ya görmüyorsan sana ne yani?
Ameliyata girdim, ertesi gün üniversiteden arkadaşım mesaj attı '' Ela genç kız olmuş ikinciyi yap artık'' Ya bi sor önce iyi misin? moralim tepetaklak zaten ne bebeği?
Bakacak olan sen değilsin, neden devamlı baskı yapıyorsun anlamıyorum yani.
''Babaannesi bakar'' lafına ayrı bir gıcık oluyorum.
Kadının gönlü var mı bakmaya bir sor yani.
Bakma konusunu geçtim, halihazırda olan Ela'yı okula daha verememişken, maddi imkanı sağlayamamışken yeni bir bebeğe ve Ela'ya haksızlık değil mi?

He bir de,
Kadınların söylemesini geçtim erkekler bile karışıyor artık.
Geçenlerde iş iş yerinde arkadaşlar bana biraz kilo al demişlerdi, Erkek arkadaşımız da, yok almasın ikinci bebeği yapınca nasılsa kilo alacak.
Sana ne yani yapıp yapmayacağımdan?
Ortanca halamın damadı, küçük halamın kayın biraderi oluyor.
Her gün yazıyor bebek geliyor mu? düşün artık şu bebeği.

Yeminle bezdim sabır çekiyorum, Annem de bu furyaya katıldı kayınvalidemden bekliyorum hadi 2nci torunumu yap baskısını. '' Bakacaksan eğer, yapicam tamam'' dicem ahahah :D

Şimdiden mutlu haftasonları olsun <3


09 Mayıs 2016

Büyük Buluşma :)

Bu yazımda bahsettiğim Ayşe'ye gittmiştik dün..
Sakarlığımız üzerimizdeydi.. Baştan başlayalımmı günü anlatmaya? Anlatsam da gülseniz pazartesi sendromunuz kalmasa :)
Efenim şimdi biz sabah kahvaltı yaptık Ayşe'nin becerikli ellerinden. Sonra kocalar bebeleri parka çıkardı biz bir bardak daha çay içip çene çalalım dedik ama o da ne? Önce Ayşe elini yaptı sonra ben komple kendimi yaktım :D 
Beyaz tişört giymiştim ben. Çay lekesi elde çıkmadı makineye attı Ayşe sağolsun çıktı o :D Kotumu da elde yıkadı. Sonra bulaşıkları topladık falan. Bu da günün nazarı olsun :D
Tişörtüm nemliydi sıcak ütü bastık, kotum kurumuştu işte bir şekilde hallettik.
Sonra meşhur göle gittik..

Çaputçuuuu Kero. Hırkayı belime doladım kot ceketi giydim nasıl kafam varsa :D Eşimle Ela'yı çekerken Ayşe tarafından yakalandım

Ela ve Kıvanç.. Ayrılık zamanı Elacım ağladı

Balonları çekeyim dedim herifler geçti.

Şu manzaranın güzeliği...
❤❤❤

Hiç dönesim yoktu İstanbul'a... Ama şartlar...
Herşey çok güzeldi. Şehrin kalabalığında değil de doğayla iç içe olmak huzur vericiydi...
İşte böyle sevgili blogcum. Mutluydum haftasonu...



04 Mayıs 2016

Tüm Unutkan Anneler’in Anneler Günü kutlu olsun!

Anneler Günü geldi çattı… “Hep daha iyisi” diyerek bebeklerin ve annelerin isteklerine her zaman en iyi şekilde cevap veren, Türkiye’nin yeni bebek bezi ve ıslak havlu markası Sleepy, Unutkan Anneler’e teşekkür ederek onları unutmadığını gösterdi.


Bir zamanlar uyku kelimesini en sıcak kelime olarak tanımlayan, %50 indirimleri ve yeni sezon çantaları kaçırmayan, en son çıkan filmlere en önce giden, yemek keyfinden asla ödün vermeyen, küçük bir temizlikten sonra bile en az 3 saat dinlenen ve fönsüz dışarı adımını atmayan ama bir gün, dünyalarını değiştiren o büyük mutluluk ile birlikte dünyaları unutan tüm Unutkan Anneler’in Anneler Günü’nü büyük bir coşku ile kutladı.


Kendilerini çocuklarına adaya Unutkan Anneler’i unutmayan Sleepy, Anneler Günü için özel olarak hazırladığı ajandası ile de tüm annelerin kalbini çalmayı başardı. #unutkananneler hashtag’ini kullanarak Instagram ve Twitter sayfalarında paylaşımda bulunan ve Mayıs Ayı boyunca market.sleepy.com.tr adresinden alışveriş yapan herkese dağıtılacak bu ajanda ile tüm bir yıl mutluluk ve bol bol gülümsemeyle geçecek.


http://www.unutkananneler.com/


Sleepy, en sevdikleri pastanın son dilimini her zaman çocuklarına ayıran ve gerçek sevginin ne anlama geldiğini varlıklarıyla kanıtlayan Unutkan Anneler’e “İyi ki varsınız…” diyor ve kalpten bir teşekkür gönderiyor.



 

Bir boomads advertorial içeriğidir.



26 Nisan 2016

Okuma Halleri - Sinan Akyüz - Piruze Şam'da Bir Türk Gelin

Aşık karalı mısın, candan yaralı mısın?
Nedir sendeki bu hal,
Yoksa sen Şam'a gelin gelen Türk kızı mısın?

Su, susuzluktan deli olmuş bir kişinin gözü önünde ve kendisi de su içinde, fakat akıp giden sudan haberi yok..

Piruze'nin babası Diplomattır ve bir gün tayinleri Şam'a çıkar. İlk başta Piruze Şam'ı sevmez. Londra'ya okumak için gitmek ister fakat babası göndermez. Ve bir gün Piruze doğum günü partisinde Wassim'i görür ve aşık olur. Wassim ve Piruze evlenirler. Fakat, Şam'da Şeriat Kanunu geçerli olduğu için Wassim uçkuruna sahip çıkamaz. Önce evlenmeye kalkar, yakalanır Piruze onu çocukları hatırına affeder. Sonra evdeki hizmetçi olan Newja aralarında olan ilişkiyi diş macunu muhabbetiyle ele verir. Bir süre sonra Wassim'in şoförü Tarek Piruze'ye iftira atar ve Wassim onu öldüresiye döver. 
Piruze oğullarını alarak Türkiye'ye kaçmaya çalışır fakat, Şam'da muhaberat olduğu için kocanın izni olmadan ülke dışına  çıkamaz. Çocuklarını Şam'da bırakıp kaçar.
 Wassim, çok sevdiği karısını kaybeder, kaybetmeden önce ona acı çektirir sonrasında oğulları Amer, İmad ve Rami'yi ona göstermez.
....
Yıllar sonra Piruze zengin olmuştur. Mağazasına gelen Alia ile tanışır. Alia, Amer'in arkadaşıdır. Piruze tam 21 yıl 4 ay 13 gün sonra ilk göz ağrısı Amer'e kavuşur..


Eğer okumadıysanız, mutlaka okuyun derim...



25 Nisan 2016

Teras İnşaatı

Hafta sonu çok çok yorucu geçti. Dubleks evde oturmak tam meşakkatli iş yahu. Temizliği ayrı zor yaşaması. Biz iki aile beraber yaşadığımız için dubleks evdeyiz. Bizim evin terasında ardiye vardı çatı altında. Şiddetli yağmur yağınca aşağı katı su bastı. Bizde ardiyeyi boşaltıp çatıyı kırıp terasa bağladık.
Valla önceki halini çekmeyi unutmuşum. çatı vardı orda duvarı kırdık, beton döktük falan filan. Hiç usta falan yok tamaean eşim, kayınpederim ve kayınbiraderim yaptılar.
Son hali bu durumda elbette bitmedi dün akşam yine sağanak yağmur yağdı. Hayırlısıyla bi biteydi de Teras Cefami açaydım :D
Teras cafe demişken, İstanbulda balkonlar artık yok denecek kadar az malum. bizim teras burası da eklenince baya bi büyük oldu haliyle. Yazın herkes bizde toplanıyor ve haliyle çok yoruluyorum pastaydı, kekti, börekti, çörekti.
Bundan sonra dicem ki; terasa gelmek isteyen yanına pasta-börek- çörek getirsin çay bedavaaa :)
Kayserilinin ticaret zekası anca bu kadar ahahah :D 
Teras İnşaatı bitsin düzenleyeyim son halini paylaşırım.
Mutlu haftalar...


20 Nisan 2016

Okuma Halleri - Marlo Morgan- Bir Çift Yürek

Günaydın...
Bundan sonra bloguma okuduğum kitaplarımı yazmaya karar verdim. 
Blog başlığımı Özge'den çaldım :) 
Kızma Özge'm :D

Bir Çift Yürek ameliyat sonrası hastanede okumuştum. Başta çocuk kitabı gibi gelmişti aslında.. Ama öyle değilmiş..

Kitabın konusu : Aborijin yerlilerinin yaşantılarını ve bu yaşantının aslında bütün insanların ortak yaşantısı olduğunu fakat bizim buna ne kadar yabancı olduğumuzu anlatıyor.

(aşağıdaki kısmı netten aldım)
Amerikalı bir tıp doktoru olan Marlo Morgan gerçek bir olaya dayanan bu kitabında Avustralya’da yaşadığı ruhsal bir yolculuktan bahsetmektedir. Yazar, göçebe bir kültüre sahip Avustralya yerlileri olan Aborijinler eşliğinde, kabilenin kendilerini adlandırdıkları şekliyle ” Gerçek İnsanlarla” birlikte dört ay süren ve çölü boydan boya katettikleri uzun bir yürüyüşe çıkar. Bu süre boyunca, çölün çorak coğrafyasındaki bitkiler ve hayvanlarla uyum içinde yaşamayı öğrenir. Olağandışı insanlardan oluşan bu toplulukla birlikte yaptığı bu yolculukla Morgan, bu insanların 50.000 yıllık kültürlerinin felsefesi ve bilgeliği ile tanışır.

Bu kitap sizi alıp başka dünyalara götürür....
Okurken Aborijinlere özendim diyebilirim.
Hiçbirşey olmadan nasıl yaşanır? İnsanlığın gelişini, insanlığın geçmişi nasıldı?
Okurken ellerimde kablolar olduğu için altını çizemedim , not alamadım.
Gerçi kitap kuzenimin kızınındı istesem de çizemezdim ki :) Kitap getirin bana diye sayıkladığım zamanlardandı, annemler ne kitabı bee yat uyu diyorlardı. Yok anacım başka türlü zaman geçmiyordu :D

Demem o ki.. Bu kitabı mutlaka ama mutlaka okuyun. Eminim sizlerde Aborijinlere özenirsiniz.. 

15 Nisan 2016

2 Ay Öncesini Unutmaya Çalışmak...

Bir önceki postumda ruhsal bunalım içinde olduğumu söylemiştim.
Gerek insanların davranışları, gerek benim bilinçaltımın başarısız operasyonlarımı gözler önüne getirmesi...
İnsanların kırıcı sözleri yüzünden ben telefonumdan Facebook'u sildim.
İş yerinde zaten erişim yasağı var yani engellendi istesem de giremiyorum.
en çok yaralayan mesajlar şunlardı...
- Olmadı mı? ne üzücü...
- Başka doktora başka hastanede tekrar denesen?
- Kısmet..
- Bak Ela sağlıklı ve yanında. Onu düşün..
- Biz seni böyle de seviyoruz artık üzülme..

Ben ölümü, felç kalmayı göze alıp girdim ameliyata.. Tekrar denemek? Dile kolay tabi ben 4 kez oldum ki birini silelim o gerekliydi kulak zarım patlamıştı. 3 kez koklear implant ameliyatı oldum üçü de başarısız...

Bir de kalabalık ortamlarda dışlanmışlık hissi var. İşte en çok yaralayan o.
Unutmaya çalışsam da saçlarımdaki kazıntı, ameliyat izim, narkozun verdiği ve henüz geçmemiş olan uyuşukluk unutturmuyor işte.
Aklıma geldikçe o acıyı tekrar tekrar yaşatıyor bilinçaltım..
Acıyor.. Kafam kalkmıyor.. Yürüyemiyorum.. Kollarım kalkmıyor.. Gözlerim açılmıyor...
Ne zordu...
Konuşurken gözyaşlarım istemsizce dökülüyor.
Durduk yere ağlamaya başlıyorum sonra.
Bazen tek başıma çekip gidesim geliyor.
Sonra Özge'nin dediği geliyor aklıma...
'' Ela? Ela'ya ne olacak?''
Sahi..
Ne olacaktı Ela'ya.. Onun ne suçu vardı ki?
O aklıma geldikçe hayata sımsıkı sarılmak yerine keşke evlenmeyip çocuk yapmasaydım diyorum.. Ela'dan aksine Kocci'nin de ne suçu vardı ki bunları yaşamaya?

Bunları unutmak için beynime format attırasım var.. EMDR miymiş adı her ne naneyse..
Sizlere komik gelebilir aslında..
Yüzüm gülüyor, hayatım devam ediyor ama..
İç dünyam karmakarışık.. İşte bu beni çok çok yoruyor..
Psikolojik yardım al doktora git diyenler oldu. İlaçlar beni uyuşturuyor ve uyutuyor, gitmek istemiyorum..
Ben kendim yenebilirim bu duyguları ama benim biraz zamana ihtiyacım var..
Birde...
İnsanlardan (özellikle yakın çevremden) birazcık ta olsa empati yapılmasını, kendilerini benim yerime koymalarını istiyorum..
Az, biraz anlasalar beni üzmezlerdi...
Neyse..
İçimi döktüm yine..
Dualarda unutulmamak dileğiyle..
Hayırlı cumalar ve #happysundayeveryone :)
görüşmek üzere...