Bir salı günü beni okuluma bırakıp gittin. Çarşamba günü akşam etüdünde ders çalışırken beni nöbetçi öğretmen çağırdı. Aşağı indim abim de var. Köyden komşumuz Nedim abi gelmiş bizi almaya. Bi mutlu oldum ki ben. Çocuğum işte daha senin hasta olabileceğin aklımın ucuna bile gelmemişti ki.. Dün sapasağlamdın çünkü.. O okulda olan tüm torunlarını ve kendi çocuklarını topladı o akşam Nedim abi. Götürdü bizi köye. Kapının başında haylaz kuzenim Mehmet ''abla dedem hasta'' dedi.. Komşunun kızı Esma'da ''yok yalan söylüyor'' dedi. Çünkü biliyordu ki dede, sana çok düşkün olduğumu.. ''Dedemin sakallarını çok severim ben, çok güzel kokuyorlar'' derdim ona sakalların için..
Sonra ben eve çıktım yanına gittim dede, canlı cenaze gibisin.. Babama baktım gözleri kan çanağı gibi.. Amcam, halalarım hepsi yanında.. En küçük kızın, yeni doğum yapmış 6 gün olmuş yok yanında. Köyün imamı ve senin çok sevdiğin Ali hoca başında kur'an okuyorlar. Bizi çıkardılar odadan.. Uyuduk biz çocuklar. Perşembe sabah kalktım, annem beni bir şey almam için (ne almam gerekiyordu unuttum) senin kayın biraderin Osman amcanın evine göndermişti. Eve dönerken yolda karşıma yine haylaz Mehmet çıktı. Baktım ağlıyor. '' Ne oldu Mehmet?'' dememi beklemeden '' Abla dedem öldü'' dedi...
Benim dedem ölmez... Ölmemiştir Mehmet bir yanlışlık olmalı dedim koştum eve.. Babam tabureye oturmuş ağlıyordu dede.. Ben babamı 2 kez ağlarken görüyorum be dede.. Birincisinde benim beyin zedelenmesi geçirip işitme yetimi kaybettiğinde, çaresiz kaldığında görmüştüm.. İkincisi de, seni, babasını kaybettiğinde....
İşte böyle dede.. 15 yıl ne çabuk geçmiş değil mi? Oysa ki sanki daha dün gitmiştin.... Sevdiklerimizi kaybetmenin ne demek olduğunu, nasıl bir acı olduğunu senin gitmenle öğrendim be dede... Belki de sen böyle istemiştin, yaşlılığın ilerlemeden, kimseye muhtaç olmadan ansızın gitmek istemiştin kim bilir be dedem.. Ama keşke gitmeseydin..
Kabrin nur, mekanın cennet olsun dedem... Çok özledim seni çookkk..







